CAM-I MEVT

- ŞEVVAL ATEŞ -


GÖLGE
  AZAB
  NÂR-I AŞK
AYNALAR
  NOT
  Sözcüklerle Mücadele
  Söz Oyunları
  Suçlu : Sözler
  Dipsiz Kuyu
  İçimdeki Cinayet

  KUZGUN

AYNALAR - İÇİMDEKİ CİNAYET

Kadın karanlık sokakta düşe kalka ilerliyordu. Siyah, kısa etekli elbisenin altındaki yüksek topuklular onu her ne kadar engelliyor olsa da çıkartıp bir kenara fırlatmayı aklının ucundan bile geçiremezdi. Değersiz bir insanı oldukça yüksek bir fiyata alınmış bir çift pabuç değerli kılabilirdi; en azından o öyle düşünüyordu. Elinde taşıdığı şal yerleri süpürürken bir-iki saat önce farelikten leşliğe geçmiş bir cismin üzerinden geçti, katılaşmaya başlayan kana bulandı…

İlk defa hiç korkmadan ilerliyordu böyle bir sokakta: Karanlık, dar ve boş. O kadar içmişti ki "En büyük korkun nedir?" diye sorsalar, onu bile cevaplayamazdı. Adım atmaya çalışırken sağ bileğini burktu, bir küfür salladıktan sonra yoluna devam etti. Yürümeye başladığından beri yaptığı yegane şey buydu: Birkaç adımda bir bileğini burkmak, ortalığa bir küfür sallamak ve deliliğin kanıtını ispatlamaya çalışırcasına hiçbir sonuç alamadan aynı işlemleri tekrar etmek.

Saatlerdir kendisine eşlik eden topuk seslerini henüz işitmişti ki, kendi kendine, "Kim bu ayyaş?!" dedi. Cevabı kulaklarıyla değil de beyniyle işitmişti, ses içinden yükseliyordu; "Aptal! O ayak sesleri sana ait!". Kendini tutamadı, kahkahası binalara çarparak göğe doğru yükseldi. İçten seslendirmeler başlamıştı. Aniden durdu -aslında buna aniden durdu demek pek yerinde olmazdı; o durduğunu sanırken ileri geri gidip geliyordu. Ayaklarının dibinde bir adam yatıyordu. Yanına diz çöktü. Ölü olup olmadığını anlamak için elini adamın ağzına götürdü. İçinden yükselen o ses yeniden ortaya çıktı:

"Aptal! Sana ne sokaktaki heriften? Bak, nefes alıyor işte."
"Kapa çeneni!"
"Sinirlenmene gerek yok, güzelim! Bak o da senin gibi içkiyi biraz fazla kaçırmış. Pantolonuna bakacak olursan hem içkiyi fazla kaçırmış hem de altına kaçırmış! Hahahaha!"
"Sus!"
"Ben sana iyilik yapmak istiyorum, sense beni azarlıyorsun. Ceplerini ara istersen belki bir paket sigara çıkar."

Bu güzel bir fikirdi. Elini adamın ceketinin iç cebine atmasıyla bir paket sigara ve bir adet çakmak bulması bir oldu. Demek o kadar da şanssız bir insan sayılmazdı. Bu adama bir teşekkür borçluydu. Ne yapması gerektiğini düşünürken adamın yüzüne baktı. Genç ve yakışıklıydı. Ona verilecek en iyi teşekkür hediyesi "masum bir öpücük" olabilirdi. Adamın dudaklarına o masum öpücüğünü yerleştirdikten sonra ayağa kalkmaya çalıştı. İlk seferinde başarısız oldu, adamın üzerine kapaklanmıştı; "Ne o? Beni bırakmak istemiyor musun? Üzgünüm ama ben başka birine aitim canım…". İkinci seferde başarılı oldu. Adamın üzerine basıp geçerken paketten bir adet sigara çıkardı. Sigarayı yakmaya çalışırken şalı parmaklarının arasından kaydı ve adamın suratına düştü, sigaradan derin bir nefes çekip ilerledi.

Aklına bir soru takıldı. Acaba onu arıyorlar mıydı? "Tuvalete gidiyorum" diyerek masadan ayrıldığından beri saatler geçmiş olmalıydı. O zamandan beri o kadar çok şey yaşamıştı ki… Tuvaletteyken sinir krizi geçirdiğini ve aynadaki yansımasıyla karşılaştıktan sonra onu parçaladığını anımsadı. Sonrasında barın arka kapısından koşarak dışarı çıkmıştı.

Zaman kavramını içmeye başladığında kaybetmişti. İçmeye onun gözlerinin içine bakarak başlamıştı, içmeyi bıraktığında da onun gözlerinin içine bakıyordu. Suskundu. Bütün bir gün boyunca ağzından çıkan sözcükler evetlerden ve hayırlardan ibaretti. Bir iki defa zorla gülümsediği ise unutulmamalıydı. Didar, ona neler olduğunu sorduğunda kızın suratına bir kahkaha patlatmıştı. Hiçbir şeyi yoktu. Sahip olduğu her şeyi kaybetmişti. Elindeki her şey paramparçaydı. Ruhu bile… İçinde yaşanılan bu gün olağandışıydı. Şayet, bu yaşadığı son gün değilse hayatının bundan sonraki kısmı da böyle geçeceğinden kısa zaman sonra içinde bulunduğu durum olağandışılıktan çıkacaktı. Madem boğazına kadar pisliğin içine batmışken yapılacak en iyi şey o pisliğin içine gömülmekti, o zaman o da bunu yapmalıydı.

Sokağın açıldığı caddeye gelmişti. Bayır aşağı ilerleyip deniz kenarına gidecekti. Yüksek topuklularının sesine bu defa yalnızlığını gerçekten bozan bir ses karıştı. Başını ardına çevirdiğinde hızla gelen arabayı gördü. Araba yanından geçip giderken içerdekilerden biri camı açıp küfrettikten sonra bundan büyük bir zevk almış gibi gülmeye başladı. O da bu gülüşe bir kahkaha ile karşılık verdi.

Yoluna devam etmeye çalışırken nasıl göründüğünü merak etti. Az ilerideki sokak lambasının yanına park edilmiş arabanın dikiz aynası şu anda nasıl göründüğüne bakması için mükemmel sayılırdı. Arabanın yanında diz çökmeye çalışırken yere kapaklandı. Kalkacak gücü kendisinde bulamayınca bir sigara daha yakmaya karar verdi. Pakedi elinde halen sımsıkı tutuyor olması komik gelmiş olacaktı ki güldü. Zoraki doğrulup sırtını arabaya dayadı ve sigarasını yaktı. Daha ilk nefesi çekmesiyle öksürmeye başlaması bir olmuştu. Bu lanet olası şey sesini mahvediyordu. Yanan sigarayı ve elinde değerli bir hazineymişçesine sımsıkı tuttuğu çakmağıyla sigara pakedini hızla fırlattı. Gerçi bu saatten sonra kaybedecek pek bir şeyi kalmamıştı ama…

Yerden güç alarak dizleri üzerinde doğruldu. Dikiz aynasını iki eliyle sımsıkı kavradı, görüntüsüne baktı. Aynadaki yansımasını görür görmez gayr-ı ihtiyari bir çığlık attı. Aynadaki o görüntü ona değil de bir ucubeye ait gibiydi. Tüm makyajı akmıştı. Gözleri şişmiş ve kanlanmıştı. Yüzünün sağ tarafında, yanağının üzerindeyse kırmızı bir çizgi uzanıyordu. Elini götürdüğünde acıdığını hissetti. Anladığı kadarıyla tuvaletteki aynayı kırdığı sırada oluşmuştu o da.

Bakışlarını aynadaki yansımasının gözlerine doğrulttu. Onu çağıran bir şeyler vardı. Zaman kavramını kaybettiğinden beri ilk defa korkuyordu. Kendini kurtarmaya, bulunduğu yerden uzaklaşmaya çalıştı ama nafileydi…

Kulaklarında masadan kalkmadan evvel çalan ilk parça yankılanıyordu. Aynadaki görüntü kaybolarak yerini karanlığa bıraktı. Sonra karanlığın içinde bir şeylerin yavaş yavaş netleşmekte olduğunu gördü. Bu gününün kısa bir özetini yaşayacaktı.

Bara yeni girmişti. Herkesle görüşüp merhabalaştıktan sonra kendine oturacak bir yer aradı. "Onun" karşısına oturmamak için büyük çaba sarf etmesine rağmen oturacak başka yer yokmuş gibi yine oraya oturmuştu. İçtiği nadir görülürdü. Bu gün ise "olağandışı" idi ve oturur oturmaz ilk içkisini sipariş etti. Günün içinde olağandışılığın yanı sıra bir de özellik vardı. Bunun nedenini bilmiyordu. Bu gün sadece "özel" bir gündü.

Gözlerini ondan ayırmadan içiyordu. Yedinci saatin sonuna doğru "tuvalete gidiyorum" diyerek yerinden ayrıldı. Tuvaletin kapısını açmasıyla saatlerdir içinde tuttuğu göz yaşlarını serbest bırakması bir oldu. Kapıyı kilitledikten sonra bir süre öylece kaldı. Güçsüzdü. Midesi bulanıyordu. Normalde kapısının önünden geçmekten iğrendiği tuvaletin içinde bulunacak kadar kötü hissediyordu kendini. Alafranga tuvaletin yanına kendini zor attı. Üzerine eğilip midesindekilerin büyük kısmını boşalttıktan sonra kendini yavaşça yere bıraktı. Hıçkırıklar, boğazında düğümleniyordu. Duramazdı, burada biraz daha kalacak olursa ölürdü. Yerinden fırlayarak lavabonun önüne geldi. Aynadaki bu surat ona ait olamazdı. Yansımasının gözlerinin içine baktı. Görmemeliydi! Gözlerinin içine bakması demek onu görmek demekti. Aynayı yerinden sökerek duvarda parçaladı. Çarpmanın şiddetiyle etrafa sıçrayan cam parçalarından biri yüzünü, bir başkası ise boynunu çizmişti.

Tuvaletten çıkmaya çalışırken eli yanlışlıkla kapının kilidine takıldı. Kapanan kapı içeriden kilitli kalmıştı. Arka kapıya doğru ilerlemeye çalışırken bileğini burktu, acıyla ekşitti yüzünü. O sendeleye sendeleye ilerlerken Didar kapıya gelmiş ona sesleniyordu. Tuvaletin kapısını yumruklamaya başladı. İçeriden hiçbir ses gelmiyordu. Didar bir yanıt alamayınca tuvaletin kapısından ayrılarak grubun yanına geri dönmüştü. Değerinin ne kadar olduğu aşikardı…

Bardan çıktığında sendeleyen ayağına rağmen koşmaya çalışıyordu. Bir süre sonra, nefes nefese kaldığında, pes etti. Sokağın ortasında zikzaklar çizerek ilerleyen görüntüsüyle karşılaştı. Görüntü yeniden değişti. Mekan bardı. Didar ve diğerlerinin yüzünden telaş içinde oldukları okunuyordu. Hepsi ayaklanmıştı. Didar ve birkaç kişi daha tuvaletin kapısının önündeydi. Birkaç defa daha seslendiler. Yanıt yoktu. Kapıyı kırmaya karar verdiler. Yanılmıştı. Ona değer veriyorlardı. Üstelik ona değer verenler arasında "O" da vardı. Kırılan kapının ardındaki manzara onları şoka uğratmıştı. En kötü ihtimalle tuvalette kendine bir şey yapmış olacağını düşünüyorlardı ki o orada bile değildi. Yerde birkaç damla kan vardı. Ayna paramparçaydı. Yapılacak en iyi şey polise haber vermekti. Birkaç saniyeliğine kararan görüntünün ardından içeri giren polisleri gördü. Arkadaşlarının onlara bir şeyler anlattığını…

Sigara pakediyle çağmağını çaldığı adam hala bıraktığı yerde yatıyordu. Büyük ihtimalle aradan saatler geçmişti. Adam yeni yeni kendine geliyordu. O gözlerini açmaya çalışırken yüzünün görünmesine engel olan karaltıyı fark etti. Kız ne olduğunu anlamaya çalışırken şalı geldi aklına. Onu, adamın yanındayken düşürmüştü. Üşüdü Karaltı hareket ediyordu. İlk önce rulo haline geldi, sonra uzayarak sürünmeye başladı. Kısa sürede gerçekleşen bir değişim olmuştu. O şeyin ne olduğunu anladığında çığlık attı. Ne yapacağını da anlamış gibiydi. Bunun bir rüyâ olması için dua ederken şalın hayat verdiği yılan adamın boynuna dolanıyordu. Gözlerini açan adam boğazı etrafındaki o yapışken derili nesnenin ne olduğunu anlamak için elini kaldırdığında karşısında bir ucube görmüş gibi büyüdü gözleri. Aynı anda boğazından yükselmek üzere olan bir çığlık olduğu yerde kaldı. Adamın yere düşen kafasını serbest bırakan yılan uzaklaşarak kendine bir delik aramaya başladı.

Dikiz aynasını iki eliyle tutmuş avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Bulunduğu yerde ölmeyi dilerken gözlerini önündeki karaltıdan ayırmaya çalışıyordu. Mahalleli, camlara çıkmış ne olduğunu anlamaya çalışırken kimi küfrediyor kimiyse "delirmiş zavallı, aldırmayın" diyordu. Omzunda bir şeyin varlığını hissettiğinde karanlıktan kurtuldu. "Yılan!" dedi, içindeki o çok bilmiş ses. Korkuyla başını ardına çevirdiğinde gülümseyen, yaşlı bir adamla karşılaştı. Rahatlamıştı.

"Korkma, yavrum. Bir neden yok bunun için. Kalk ve yoluna devam et. Bak, karşıda seni bekleyen biri var."

Yolun karşısına baktığında, deniz kenarında "Onu" gördü. Elini kaldırmış gelmesi için işaret ediyordu. "Değerliyim ben de" diye geçirdi içinden. Yaşlı adama dönüp gülümsedi, yanındaki arabadan yardım alarak ayağa kalktı, ilerlemeye başladı. Bomboş yolun ortasında geriye doğru dönüp yaşlı adama el sallamak istedi. Döndüğü an adamın görüntüsü kayboldu…

Fren sesini duyduğu an gözlerini yumdu. Yerde kanlar içinde yatan bedeni çarpan aracın da gitmesiyle yalnız kalmıştı…

Bugün "özel" bir gündü.