Tanrıyı Güldürmek İstiyorsan / Demokan Atasoy

Tanrıyı güldürmek istiyorsan,
Ona planlarından bahset.
Amores Perros

Fark etti

Kapalı kapının arkasında oturuyordu. Neden orada oturduğunu pek bilmiyordu aslında. İskemlesinin arkasını kapı koluna yaslamış, kollarını iki yanına sarkıtmış, oturuyordu. Dudağının kenarından salyasının aktığını fark etti. Çok şaşırdı; ama aslında buna alışık olduğunu ve pek de önemsemediğini fark etti daha da şaşırarak. Yerde geniş bir alana yayılmış bir salya gölü oluşturmuştu: Tıp, tıp... önce iskemlenin koluna, oradan baş parmağına ve ağır ağır akarak yere damlıyordu salya. Kapının tam girişinde oluşmuştu salya göleti.

"Bir insan buna basıp düşebilir, hatta kafasını bile yarabilir" diye geçirdi içinden.

Bu düşüncenin hoşuna gittiğini fark ederek daha da şaşırdı.

"Çok garip bir gün" diye düşündü.

Peki ama dün neredeydi? Dünü hiç hatırlamıyordu, ne de daha önceki günleri. Sanki sadece bugün vardı. Ama bugünde de nerede olduğunu pek kavrayamıyordu. Bu gölete basıp kafasını yarabilirdi insan... Dudağının kenarında hafif bir gerilme oldu. Gülümsüyor muydu yoksa? Pek birşey hissetmiyordu, sadece o hafif gerginlik dudağının kenarında...

"Keşke bir ayna olsaydı" diye düşündü.

Gülümsüyor muydu acaba? Neye benziyordu o gülümseme acaba? Aslında yüzünün neye benzediğini bile hatırlamadığını fark etti. Çok şaşırmadı buna hatta olağan geldi, pek fazla birşey bilmiyordu anlaşılan. Salya, göletin dışına damladı; hafifçe ileri fırlatmıştı salyayı. Evet! Bunu anlamak için bir aynaya ihtiyacı yoktu, kesinlikle gülüyordu. Emin olmak çok hoşuna gitti. Ama yorucuydu gülmek, hem göletini de bozuyordu. Sakinleşti. Koltuğun kenarına, oradan başparmağına ve ağır ağır yere.

Yalnız başına kapının arkasında oturuyordu. Nedenini bilmiyordu ama çok huzurluydu. Yalnızlık çok güzeldi ve sessiz. Sessizliği ne kadar sevdiğini hatırladı. Neden bu kadar güzeldi sessizlik? Buna pek alışık olmadığını düşündü. Gürültüyü sevmezdi, bunu çok iyi biliyordu. Gürültü onu kustururdu. Şiddet. Şiddeti de hiç sevmezdi. Babasını hatırladı. Ona bağıran babasını. Korktu biraz hatırladıklarından; ama çok değil. Şu an kapının arkasında kolları iki yanına sarkmış oturuyordu. Şu an rahattı, sakin; ama babası ona bağırdığında sakin olamazdı. Aslında pek anlamazdı ona neden bağırdığını. Belki bazen çişini tutamayıp halının üstüne işediğinden, ya da yürürken salondaki küçük palyaço biblosunu kırdığı için bağırırdı babası ona. O küçük bibloyu o da severdi. Evet, hatta kırdıktan sonraki gece uyuyamamıştı bibloyu düşünmekten. Anneler günü için annesine almışlardı o bibloyu babasıyla birlikte. Ama bu çok eskidendi. Eskiyi hatırlamak onu rahatlattı biraz. O zamanlar daha çok şeyi hatırlayabildiğini düşündü. Yürürken bibloları da kırmazdı. Babası ona hiç bağırmazdı, hep beraberdiler ve mutluydu. Mutlu olduğunu çok iyi hatırlıyordu.

Gece ses çıkarmadan ilerlemek çok güçtü. Aslında severdi geceyi. Sessizdi. Ama ses çıkarmadan yürümek çok ama çok zordu. Yine de kalkmış ve bibloyu çöpten almıştı. Kırılsa da annesinindi ve çöpe atılmamalıydı. Kafası sağlamdı palyaçonun. Yatağının altına saklamıştı kırık palyaçoyu.

Babası ona bağırdığı zaman çok korkardı ve kusardı. Kusunca babası ona daha çok bağırırdı ve o da daha çok kusardı. İşte o zaman babası ona vururdu. Ama o şiddeti hiç sevmezdi, çünkü şiddet kusmuk kokardı.

"Kusmuğunun içinde yerde yatarken nefes almak çok zor" diye düşündü.

Şiddeti hiç sevmezdi o yüzden. Zaten artık çok daha yavaş hareket edebiliyordu. Çişini halıya yapmamak için tuvalete yakın duruyordu. Hep tuvalete gidip çişim var mı diye kontrol ediyordu. Bazen bütün gün tuvalette otururdu.

"Orası çok rahat" diye düşündü.

Tuvaleti düşünmek onu rahatlatmıştı. Artık halıya işemiyordu, bibloları kırmıyordu, ama babası onu hala dövüyordu ve şiddet hala kusmuk kokuyordu.

"Artık kokmayacak" diye geçirdi aklından.

Bunu düşündüğüne şaşırdı yine. Niye kokmayacaktı ki? Ama çok şaşırmadı çünkü kapının arkasında oturuyordu ve huzurluydu. Derken dış kapıdaki anahtarların sesini duydu.

"Gürültü geri geldi" diye düşündü.

Ağır ağır kollarını iki yanından kaldırdı ve kucağına koydu. Pantolonunun nemli olduğunu hissedince kafası karıştı. Üstüne bir şey mi dökmüştü. Hatırlamıyordu. O sırada burnuna tanıdık sidik kokusu geldi. Üstüne mi işemişti? Yere baktı sadece salya göleti duruyordu. Babasının antrede ayakkabılarını çıkartıp salona girdiğini duydu. "Şiddet başlıyor." diye düşündü, "Ama bu sefer kusmuk kokmayacak."

Neden aklı ona öyle diyordu hiç anlamıyordu. Ağır hareketlerle sehpasını kapının girişine doğru ittiğini fark etti. Bazen böyle olduğunu anımsadı. Bunu anımsadığı için kendiyle gurur duydu. Bir keresinde yine kusmuklarının içinde kendine geldiğinde mutfaktaydı ve mutfak dolaplarının içinde olması gereken şeyler dışarıdaydı. Tabaklar, bardaklar... Bazıları kırılmıştı. Babası ona o yüzden vurmuştu herhalde. O an onu anlamış, yine, anladığı için kendisiyle gurur duymuştu. Ama neden herşeyin dışarıda olduğunu anlamamıştı. Vücudu bazen ona sormadan, onu dinlemeden birşeyler yapıyordu ve nedenini bilmiyordu; zaten bu mutfak olayını da zar zor hatırlıyordu.

"Yakında onu da hatırlamam" diye düşündü, ama çok üzülmedi.

Umursamamak ona çok doğal geldi. Bu sırada sehpayı kapının yanına kadar itmişti. İçerden babasının gittikçe yükselen sesini duydu.

"Seni gerizekalı mahluk. Hiç öğrenmiyceksin di mi? Ben şimdi gösteririm sana. Nerdesin seni aptal!"

Ağır ağır kapıdan geri çekilirken midesinin bulanmasını kontrol edemiyordu. Ama içinden,

"Bu sefer şiddet kusmuk kokmayacak" diye tekrar ediyordu.

Babası kapıyı zorladı iskemlenin arka ayakları bir an havalandı ama iskemle dayandı. O iskemlenin neden orada olduğunu hatırlayamadı bir an, hatta şaşırdı. İskemleyi oraya kim koymuştu ki; ama çok da şaşırmadı.

"Kusmuk kokmayacak" diye geçiriyordu içinden.

Babası kapıyı zorlarken bir yandan da bağırmaya devam ediyordu.

"Ulan ben sana halıya işemiyceksin demedim mi kaç kere, seni gerizekalı, aç ulan kapıyı".

Halıya mı işemişti? Bunu artık yapmıyordu. Hep tuvalete yakın dururdu. Hatırlamıyordu, hem de hiç, ama

"Kusmuk kokmayacak" diye düşündü ve hatırlamamayı umursamadı.

Niye böyle düşündüğünü de bilmiyordu ama bilmemeyi de umursamadı. Babası anlamsız sesler çıkararak bağırıp homurdanırken iskemlenin artık dayanamayacağını fark etti. Bulantısı inanılmaz bir haldeydi. Midesini tutarak iki büklüm oldu. İskemle kırılıp yana düşerken kapı hızla açıldı. O sırada iki büklüm kusmamaya çalışırken yerdeki salya göletini gördü.

"Bir insan buna basıp düşebilir, hatta kafasını bile yarabilir" diye geçirdi içinden.

Babası hızla içeri daldı. Salya birikintisine basıp dengesini yitirdiğinde, babasının yüzünde çok komik bir ifade oluştuğunu düşündü. Adam sehpanın sivri köşesine doğru düşerken,

"Kusmuk kokmayacak" dedi kendi kendine.

Babasının cansız bedeninin yanında hafifçe sallanarak, şekli bozulmuş salya göletine karışan babasının kanına bakıyordu. Bugün çok yorulmuştu. Ama umursamıyordu. Dudağının kenarında hafif bir gerilme oldu. Gülümsüyor muydu yoksa? Pek birşey hissetmiyordu, sadece o hafif gerginlik dudağının kenarında. "Keşke bir ayna olsaydı" diye düşündü.

Demokan Atasoy

gölge#12: KONTROL | künye | yazarlar | arşiv | iletişim | pdf sürüm