Ve insan cezayı yarattı... İnsanoğlu bu dünya üzerinde ilk adımlarını atmaya başladıktan sonra ilk ne yaptı biliyor musunuz? Hata! Evet, hata yaptı. Sonra o ilk hatadan dolayı zarar gördü ve dedi ki; "Başıma gelen bu zarar yaptığım hatadan dolayı olmalı. Evet, Tanrılar beni cezalandırıyor!"
Derken gün geldi daha güçlü olan biri, hata yapan bir diğerini –Tanrılara yağcılık olsun diye tahminen- kendince cezalandırıverdi. İşte herşey böyle başladı!
Şaka bir yana hayatımızın her anını kaplayan en büyük korkulardan biridir "ceza" korkusu. Tanrılar, devlet, patronlar, öğretmenler, ebeveyneler ve daha kimler kimler sırada bekler, hata yapacağımız ânı kollarlar. Sonra da keserler cezamızı.
Gölge'nin yeni sayısında da bizler bu korkuların üzerine gittik. Göreceksiniz, hatasız kul olmaz ve yapılanları lâyıkıyla karşılayacak pek çok ceza, bu satırların arasında sizi bekliyor!
İyi okumalar...
Demokan ATASOY15 - Ceza / ARALIK 2010
YAYINA HAZIRLAYANLAR:
Galip Dursun
Işın Beril Tetik
Koray Günyaşar
Vuslat Taş
Umut Dülger
DÜZELTİ:
Vuslat Taş
ÖYKÜLER / YAZARLAR
BALAKIZ / Işın Beril Tetik
SÜRGÜN / Ayşegül Nergis
TANRIÇA / Galip Dursun
EMETİ KADIN / Umut Dülger
Kan Tuzu / Demokan Atasoy
AZAP / Ali Kamil Yeniay
NÜKLEER KIŞ / Koray Günyaşar
HER YERDELER / Umut Dülger
İLETİŞİM
golgekg (at) gmail.com
[kan güncesi][facebook][twitter][pdf]
| Duyur |
Kalbi kırık, ruhu bükük, canı yitik büyüdü Balakız... Yüreği ilk doğduğu gibi saf, ne nefret bildi ne isyan, ne de insanoğlunun en güçlü içgüdüsü olan, intikam. Yüreğinin saflığı gibi güzeldi yetim Balakız, ahırda serpildi on beş yaşına, taptaze billur gibi. Kurtlar sofrasına ikrammış gibi... Anasının kaderine ortakmış gibi... Ve sonra... Şeytanın oyununa maşaymış gibi...
Kapkara ve niteliksiz boşlukta sapsarı bir bilyeye benzeyen gezegene inişini gerçekleştirdiğinde alacalı metalden ayaklarının altında kabaran tozun desenlerinin ortaya çıkardığı manzara görülmeye değerdi. Bunlar, yıldız sistemleri boyunca huzursuzluğa neden olacak kadar geniş toz ve kayalardan oluşmuş burgaçlar idi. Gözleri uzakları seçemeyen meraklı bir kabilenin yaratıkları, bunlara bir anlam vermek için camdan, uykusuzluktan ve alın terinden bir alet yapmışlardı. Aset'in ayaklarının dibinden fışkıran bu gizem, onları en az dört asır oyalamıştı.
Gözlerini çıplak bedenin üstüne gezdirip incelemeye başladı. Göğüs kafesini özensizce ve zorlayarak açmıştı. Keserken yer yer parçaladığı deri solmaya başlamıştı. Telefondaki adamın haftalar boyunca anlattığı planları düşündü. En ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, dantel gibi işlenmiş bir planda sadece kalpten bahsedilmiş olmasına şaşırdı. Olan biten hiçbir şey önemli değildi sanki. Önemsiz ayrıntılardı işte. Bilinçsizce o parçaya, kalbe odaklanmış ve cesedi tamamen boş vermişti. Kendine şaşırıyordu.
O sırada Emeti Kadın gasilhanede cesedi tamamen soymuş ve şekilsiz bir mermerden oluşan masaya yatırmıştı. Hafiften şişmeye başlayan ceset burna hoş gelmeyen kokular yaymaya başlamıştı. Emeti Kadın herkesin gittiğinden emin olmak için gasilhanenin sacdan duvarına açtığı gözetleme deliğinden dışarıyı kontrol etti. Kimsenin olmadığına emin olduktan sonra başından yemenisini ve belinden eteğini bir çırpıda çıkardı.
Notbuku bulduğumda korktum, çok korktum. Yayın Kurulu'ndan onay almamış bir belge, hem de evimde. Hom yani! Haberleri olsa başıma neler gelir hiç bilmiyorum. Ama gizliydi, yani kitaplığın arkasında öyle bir bölme olduğundan benim de haberim yoktu ki! Öyle geniş kapsamlı bir kliininge girdiğim için kendime kızdım feyfiş. Neyse, sonunda cesaretimi toplayıp, notbuku açtım. Ayy! Canım ya, nenişkodanmış! Yani onun notbukuymuş. Cörnıl hem de!
Adım, adım, adım, adım... Kafasının içinden sürekli bunu düşünüyordu artık. Sağ ayağım bunun önüne, bu sol sanırım, evet şimdi sol, sağın önüne... Eklemlerinin itiraz haykırışları ağrı olarak beynine ulaşıyordu ama beyni artık iyiden iyiye uyuşmuştu. Kulaklarında susmadan devam eden uğultu yüzünden çevresinde uluyan rüzgarı duyamıyordu. Kumlar sertçe gözlüğe çarpmasına rağmen birazdan patlayacak fırtınanın da farkında değildi.
Çoktandır ölüm dağılıyordu bir zamanlar şifa dağıtılan hastanede. Savaş sonrası hükümetin kontrol altına alamadığı bu bölgede kimin eli kimin cebinde belli değildi. Gündüz ya da gece, her an ölüm kokusu, her dakika yeni bir el silah sesi duyuluyordu harabelerin ve yıkıntıların arasında. Şehir gece bile susmuyordu, her geçen dakika yavaş yavaş ölüyordu.
O sırada Emeti Kadın gasilhanede cesedi tamamen soymuş ve şekilsiz bir mermerden oluşan masaya yatırmıştı. Hafiften şişmeye başlayan ceset burna hoş gelmeyen kokular yaymaya başlamıştı. Emeti Kadın herkesin gittiğinden emin olmak için gasilhanenin sacdan duvarına açtığı gözetleme deliğinden dışarıyı kontrol etti. Kimsenin olmadığına emin olduktan sonra başından yemenisini ve belinden eteğini bir çırpıda çıkardı.














