"Biz" - gölge

Galip DURSUN

1 Ekim 1980'de, İstanbul'da doğdu. Ailenin en küçük çocuğuydu. Birinci sınıfta en son kurdelayı o aldı; ama ilkokul, ortaokul ve liseyi birincilikle bitirdi. Marmara Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı Bölümü'nden 2001 yılında mezun oldu.

Yazmaya, 1994 yılında, sıkça görüdüğü kabuslarını, Kan Güncesi adını verdiği günlükte kaleme alarak başladı. Kan Güncesi'nin sayfalarından yola çıkarak ilk dizisini yazmaya koyulduğunda on altı yaşındaydı. Üniversiteye girene kadar öykü yazmaya devam etti. Sonrasında yazmaya iki yıl ara vererek "daha normal" bir yaşam sürdürme kararı aldı. Çok eğlenceli geçen iki yılın sonunda Kan Güncesi'nin "Melekler" ve "Şehre Giriş" bölümlerini yeniden yazarak karanlık dünyasına geri döndü.

Artık "'940" adını verdiği başka bir seri üzerinde çalışıyor ve Korku, Gerilim türlerinde öyküler yazarak Alternatif Edebiyat'a hizmet ettiğini sanıyor. Yapmaya çalıştığı şeylerin hepsini ona anlatanın sadece hayalgücü olduğuna inanmak gibi kötü saplantıları var.

Kan Güncesi ve Gölge Dergisi'ni yayına hazırlıyor, öyküler yazıyor, grafik yaratıyor. Birçok şeyle aynı anda uğraşmak bazen hiçbir şey üretememesine neden olsa da her şey bittiğinde geriye bahsedilecek bir sürü ürün bırakacağından emin. Pek fazla iyi alışkanlığı yok; karşıdan karşıya geçerken yola bakmayı ve motosiklete binmeyi sever.

Bahsi geçen süper kahramanlık işlerini icra ederken kullandığı kostümü üzerinde yokken bir teknoloji şirketinde Web Uzmanı ve Grafiker olarak çalışıyor.

Biraz karışık biri. Her zaman da öyle oldu.

 

Şevval ATEŞ

1985, İstanbul doğumlu. Uzun süre tekilliğiyle idare ettikten sonra, hayata ve insanların arasına bir yerden karışmak gerektiğini düşünerek liseye başladığı yıl yazmaya da başladı. Bu zamana kadar kendisi de yazdığı öyküler ve okuduğu eserler arasında hiçbir bağlantı kuramadıysa da, müptelası olduğu Dîvan Edebiyatı’na yakın bir üslûp kullanmaktan kendini alıkoyamıyor. Öykülerinin çoğunda yinelediği sözcüklerle bilinçaltındakileri yansıtırken, öykülerinde asıl önem verdiği şey karakterlerin psikolojilerine değinmek.

Edebiyat onun için bir idealken 2003 yılında ÖSYM tarafından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü’ne atılınca büyük bir hüsrana uğradıysa da; gerek bölümü tanıyınca, gerekse yazarlığını nasıl bir kaynağın içine düştüğünü fark edişiyle bölümüne aşık oldu.

Kadınların kıskançlığı ve bencilliği söz konusu dahi edilemezken, o bu duyguları en abartılmış haliyle tatmaya başladı. "GÖLGE"nin her yeni sayısıyla beraber bağlılığı arttıkça, içindeki paylaşma arzusu azalıyor. Pek çok yerde dile getirdiği gibi; çocuklarından başka hiçbir şeyi olmayan genç bir annenin öfkeyle, kıskançlıkla, bencillikle karışmış aşkı onu hırçınlaştırıyor.

Yazmaya GöLge'de ve tüm hızıyla devam ediyor. O bir Câdû»... Ölüm'ün elini öpmek için can attığı ama şu sıralar çok çekindiği bir Mistik Hanımefendi... Nazarından sakının...


gölge