gölg€ #6 - Beslenmek -
göLge #6 - Beslenmek

"BESLENMEK"

"Beslenmek" bir eylem ve doğanın gerçekleştirilmesi zorunlu, sıradan kanunlarından sadece biri. Doğum ve ölüm arasındaki bağlantı noktası belki de! O halde bu kavramın içinde bulunduğu sıradanlığı bir defa daha düşünmeyi mi; yoksa sözlükte karşımıza çıkan ilk anlamıyla hatırlayıp sıradan bir karın doyurma eylemi olarak görmeyi mi tercih edersiniz?

Kendi hayatlarımıza dönüp baktığımızda belki yaşam koşulları dolayısıyla, belki irademiz dışında bizler de başkalarının hayatlarıyla beslendik; ya da başkalarının besin kaynağı olduk! Başkalarını mutlu ettik ki bunun geri dönüşünü alalım, mutlu edilelim; başkalarını acılara/korkulara/heyecanlara sürükledik belki de, acılardan aldığımız haz bizi doruğa ulaştırdı; içinde bulunduğumuz koşulların, toplumdaki statümüzün, isteğimiz dışında üzerimize verilen görevlerin neden olduğu bir zorunluluk dolayısıyla başkalarının yaşam güçlerini emdik belki de! Sandık altında kilitli tuttuğumuz bu gibi daha pek çok olasılığı göz önüne aldığımızda tek bir amaç görüyor gözlerimiz: Yaşamak için hep başkalarına ihtiyaç duyduk!

Ve Gölge'nin altıncı sayısıyla karşınıza çıkmaya hazırlanırken yazarlarımızın hemen hepsinin gerek zamansal, gerek teknolojiden nasipli sorunları nedeniyle başları oldukça ağrıdı. Bu sayıyı sizlere daha erken sunmayı planlarken o esnada canımızı sıkan; şimdi dönüp baktığımızdaysa kaderin bize kazandırdığı bir zaman diliminin sonunda birbiriyle daha da kaynaşmış, çalışmaları izlerken ortak noktaları ve birbirinden ustaca ayrılan noktaları gördükçe bizi daha çok çalışmaya sevk eden bir sayıyla yayına hazırız.

Biz bir sonraki sayı için çalışmaya hazırlanırken sizlere keyifli okuma saatleri armağan ettiğimizi düşünüyorum kendi adıma. Bizler düşlerimizden çaldığımız yaşam gücüyle yazarak var oluşumuzu sürdürürken bir an evvel Gölge #6'yı okumaya başlamanızı tavsiye ediyorum!

Şevval "CâDĞ»" Ateş


BU SAYI'da, göLg€'de
AİDİYETSİZ - ŞEVVAL ATEŞ

Ethel'in hayatına girip de oradaki varlığını en uzun süre koruyabilen kişi ben olmalıyım. Üniversitede okurken yurtta oda arkadaşı olarak başladı zorunlu tanışıklığımız. Bundan pek rahatsız olmadık sanırım ki; birkaç ay içerisinde ev arkadaşı olmaya karar verdik. Ardından Ethel'in evliliği nedeniyle birkaç yıl oldukça seyrek görüştük. Boşandıktan sonra, beraber yaşadığımız eve geri döndü ve bu defa da ben evleninceye kadar çok az şeyin dile getirildiği, sessizliğin kutsal kıldığı bir dostluğu paylaştık.

Bunu, altı ay evvel beni alelacele bir bara çağırdığında, dördüncü birasından ilk yudumu aldığında elimdeki martiniye bir buçuk saattir baktığımın farkına vardığımda anladım. Az söz söyleyen insan değerli olandı daima !

RAPUNZEL - ŞEVVAL ATEŞ

Tanıdık bir kokuydu aldığı. Huzur! İçinde neşeyle bir şeylerin kımıldadığını hissetti. Derin bir soluk alıp ağırca açtı gözlerini, heyecanla! Beklediğini buldu. Nihayet dönebilmişti geldiği yere, ait olduğuna! Gülümsedi. Uzandığı yeşil çayırların üzerinden kalkıp kollarını açarak koşmaya başladı. Ait olduğunun topraklarının her bir yerine değdirmek istiyordu adımlarını yeniden. Uzun, kan kırmızı saçlarını dalgalandırarak koştu saatlerce Rapunzel! Huzurun yeniden benliğine dönüşünü kutlamak için koştu!

Nihayet yorulduğunda, ait olduğunun topraklarını boydan boya dolanarak her bir yeşil ot parçasına hayat veren ırmağın kenarında diz çöktü. Berrak sudaki yansımasını izledi. Toprakları örten çimenlerle aynı rengi paylaşan gözbebeklerini gördü suda. Mutluluk, huzur kalbinden gözbebeklerine sıçradı. Ardındaki Güneş'i kıskandıracak kadar ışıldadı o esnada!

MUSTAFA'NIN PERİLERİ - GALİP DURSUN

Garip bir rüyâydı. Aslında ben böyle şeyler görmem ama bu defa her türden ucube bir anda düşüme doluşmuş geleceğim hakkında bir fikir yürütüyordu. Kocaman, lanetli bir aile toplantısında, kız alıp vermek ya da kurulacak bir iş hakkında izin koparmaya çalışan genç bir birey üzerine konuşulanları dinliyor gibiydim.

Kemik yığınının kenarına ilişip orada kendime diğerlerinin bana ulaşamayacağı bir alan yarattım. Küçük bir çember işte, parmak uçlarımı yosun tutmuş taş zemine yaslayıp kendi etrafımda iki defa döndüğümü hatırlıyorum. Kemik tozuna bulanmış parmağımın üzerinden geçtiği her bir nokta, gecenin yanında yeni nesil halojen lambalar gibi kaldığı bir karanlıkta kusursuz bir sadelik ve mükemmel bir ışıltıyla parlıyordu. Dört çizgilik koruma çemberimin ortasına yerleşip başparmağımla alnıma ne olduğunu bilmediğim bir şeyler yapmaya çalışıyordum... Gerçekten garip ve ürkütücüydü; düşündükçe halen içimde bir şeylerin üşüdüğünü ve karanlığın ortasında çırılçıplak kalmış, aciz bir yaratık olmayı hayal eden korkutulmuş zihnimin küçük oyunlarına kendimi daha da kaptırıyorum.

RUHLARIN GÖLGESİNDE KÖŞE KAPMACA - IŞIN BERİL TETİK

Önce gölgeler vardı. Evrenin gölgeleri.
İşte bu gölgelerden biri, izledi yaşamın filizlenişini. Gölgelerin, ruhlarla bütünleşerek, bir gözyaşı damlasında yeryüzüne inişlerini...
Sadece izledi. Asırlar, amansız bir nehir misali akıp giderken, yeryüzündeki garip yaratıkların ve onların gölgelerinin yaşamlarını izledi. Sancılı doğumlarını, tökezleyerek büyümelerini, her şeye rağmen yapayalnız ölüşlerini...
Sonra bir şey keşfetti. İnsan ruhlarının taşıdığı lezzetli enerjiyi! Muhteşem bir mekanizmayı, yaşayan bir varlığa dönüştüren o eşsiz titreşimi!
Gülümsedi. Bu gülümseme, onun kapkara çehresinde açılmış bir yara gibi, iğreti ve amansızdı.

Avlanma vakti gelmişti!

NANNA - MAKREDOM - IŞIN BERİL TETİK

Amansız bir boşluğun içinde süzülen gül yaprağı.
Sıcak yağmurlarla yıkanan bir neşeli güvercin.
Fırtınaların kollarına kendini bırakıp rüzgarların tadını yudumlayan beyaz bir melek.
Artık yoklar...

Masumiyet öldü.

KEHANET - KORAY GÜNYAŞAR

" Ölü kralların mezar taşları şehrin ağzında ağlıyorlardı. Şarkıları uğursuz geçide karanlık bir tül gibi indi. Lanet; toprağın kalbine işledi ve gerçeği bilen inançlılar bile ağladılar.

Sözüm ona "Aziz" Christopher'ın taşıdığı bebeğin kendisi sanıldığını bilse, İsa kederinden ölürdü.

Tanrı'nın yarattığı topraklarda yaşasa da o" şeyin" tanrıyla ilgisi yok...."

  UZAK KİTAP / sf. 143 – Chartres Katedrali Gizli Kütüphanesi - Fransa

AVCI - ALİ KAMİL YENİAY

Komşu binasına isabet eden bir bomba ile beş katlı bina havaya uçtuğunda duyduğu vınlama. Şimdi, küçük karanlık bir binada, bir metal borudan çıkan ışık demetlerinin sesiyle duyuyordu. Orada ağlayan insanları ve cesetleri düşündü. Kendisi bu dünyayı terk edince ne ceset olacakı ne de ağlayan bir insan...
Nod'da bahsedilen ve kıyameti anlattığı düşünülen son yoksa bu muydu? Bir vampirin ölümü;

"Yere ateşten yağmur düşüyor
Karanlık her yeri kaplıyor
Melek düşüyor,
Ejderha yükseliyor.
Kuzgunların kanatları ölümü taşıyor."

KAPTAN - GALİP DURSUN

Bazı yalnız yaşantıların dolunayın önüne gizlenmiş silueti, ancak bir gölge olarak düşer kendi halindeki kalabalıklara. Sadece bir ton farkıdırlar görünen hallerinden. Ama bu göz yanılgısı onların oldukları şeyi asla değiştirmez.
Ne olduğundan kaçamazsın, nasıl olduğundan da! Seni bekleyen şeyi biraz geciktirebilirsin, belki de bir tatile çıkmışsındır. Birkaç şeyi halledip döndükten sonra amaçsızca dolaşmak sana iyi gelmiştir; hepsi bu...

En son yardımcı olduğumuz kişi birine âşık olup onunla evlenecek, hatta ondan boşanacak kadar bile uzun yaşadı.
Biz iyi, başarılı ve genelde vermediği sözleri bile yerine getiren bir firmayız Kaptan; herkes bizimle çalışmak ister...

BÜYÜCÜ - ALİ KAMİL YENİAY

Karanlık... Bir kolunu Asya’ya diğerini Avrupa’ya dolamış bu şehrin gecelerinde öyle yerler vardır ki bu köşelerdeki karanlık, insana canlı olduğu izlenimini verir; onun dokusu vardır, onu tutabilirsiniz! Ya da o sizi tutar...

İşte bu karanlık köşelerden birinde bir kadın, ara sıra arkasına bakarak koşuyordu. Neden kaçtığını tam olarak bilmiyordu. Fakat ardındaki karanlığın içinden kulaklarına süzülerek gelen hırıltı, ona kaçması gerektiğini söylüyordu. Çevresini saran ve onu boğacakmış gibi aldığı nefesi engelleyen karanlıkta, hayal meyal yanından geçtiği çöp konteynırlarını fark etti. Yerdeki pisliklere dikkat ederek ilerlemesi ona bir fayda sağlamadı. Ayağı bir çöp torbasına takılıp düştüğünde, üzerine yüklenen karanlığın özü onu yakaladı. Sadece tek bir çığlık atabildi.

Güneş, yeniden canlanmakta olan şehre ışıktan oklarını gönderirken bu oklar, bir ara sokakta yatan genç bir kadının cesedini aydınlattı. Çevredeki insanlar, sanki dün gece sokakta yankılanan çığlığı hiç duymamışlar gibi merakla cesedin etrafına toplandılar ve ne olduğunu anlamaya çalıştılar.

© MMIII - MMIV - göLg€ - Kan Güncesi