gölg€ #7 - T Shock -
göLge #7 - T Shock

Kimi zaman hüzünlü, kimi zaman adi ve ucuz, kimi zaman hayli uçuk! Bizi tarif edebilecek pek çok sıfat düşünmeme rağmen hiçbirinde karar kılamadım. Sanırım biz hepsi ve hiçbiriyiz. Bunları boş geçelim. Şimdi size ufak bir şok yaşatmak üzereyiz. Bizden sürekli zihinleri bükmemizi, karanlıkları dışarı akıtmamızı, silahları konuşturmamızı, uçuk hayaletleri ortaya salmamızı bekleyemezsiniz. Bazı zamanlar vardır ki sınırları zorlamak isteriz. Dış dünyaya çarpılmış bir algılamayla bakıp olanaksızı görmeyi arzularız. İşte bu sayı o tür zamanların bir ürünü. Saçmalamak istedik; dalga geçmek, yazarken eğlenmek ve kendimizi uçurumdan aşağı kahkahalar atarak salmak istedik. Bu sayıya adını veren T-SHOCK kendi canavarını yarattı ve biz de onu sokağa saldık.

Kemerlerinizi bağlayın, arkanıza yaslanın ve uçuşa hazır olun!

Işın Beril Tetik


BU SAYI'da, göLg€'de
DUŞ KABİLESİ - Işın Beril Tetik

Tuhaf bir şekilde halsiz hissediyordu kendini. Sanki binlerce ton odunun altında kalmış gibi bedenini bir türlü kaldıramıyordu. Başını oynatmaya çalıştığında sanki görünmeyen iplerle bağlıymış gibi sabit olduğunu fark etti. Sonra aniden gözüne giren güneş ışığının iyice farkına vararak şaşaladı.

"Güneş ışığı? Banyomda Güneş'in ne işi var! Çatı mı uçtu? Deprem mi oldu? Ne bok oldu burada?" diye söylenirken bir yandan da etrafına bakmaya çalışıyordu. Ancak yere sabitlenmiş başı ve bedeni buna izin vermedi. Elleriyle yattığı yeri yokladı. Parmaklarına değen çimenleri hissettiğinde daha da şaşırdı. "Bu çimenler de neyin nesi?"

NANNA - Işın Beril Tetik & Galip DURSUN

Genzine dolan kanın tadını aldı. Nefes almaya uğraştı, alamadı, garip gurultular çıktı gırtlağından. Onu hareketsiz kılan vücutlardan kurtulmaya çalıştı ama gücü tükenerek gevşedi. Artık kendi kanını içerken boğuluyordu. Vücudu istemdışı seğirmeye, titremeye başladı. Ardına kadar açılmış gözlerindeki ışık yavaşça sönerken algılayabildiği son şey, tepesinde uçan, kara tüyleri ay ışığıyla ipek gibi parlayan iri bir kuştu. Bilinci kapanırken garip bir huzur kapladı içini. Kuşu ve bedeninden sıyrılan ruhunun ona uzanışını hissetti. Ve o garip kızıl öfkeyi.

Kara kuş onun için gelmişti...

CAMİ ŞÖVALYELERİ - Ali Kamil YENİAY

Yaralı arkadaşlarını taşıyan Mithat Efe ve Ramazan Bey için kapağı açık tutan Hasan Ağa, arkadaşları içeri geçince bakışlarını Fazlı Bey'e kaldırıp adamı süzdü; "Bize neden yardım ediyorsun?"

Bastonuna iyice yaslanarak aşağı inen Fazlı Bey, Hasan Ağa ile göz göze gelmeden "Birazdan anlatacağım." dedi.

Derin bir nefes alıp sinirini yatıştıran Hasan Ağa, kızarmış gözleriyle etrafı kolaçan edip kapaktan içeriye girerken bir taraftan da söyleniyordu; "Bu işin sonunun hayra varmayacağı belliydi zaten!"

TANRISAL CEZA - Koray GÜNYAŞAR
Sedat, rahat halini hiç bozmamıştı. Cevabı da aynı rahatlıkla verdi; "Annem, kendini başkalarıyla karşılaştırma, derdi hep. Kıyaslama iyi bir şey değildir. Onlar öyle girmişse girmiş, ben belgeleri okuyacağım; hakkım yok mu buna?"
Cebrail, yanındakilere hiddetle baktı. İsrafil yüzünde kurnazca bir ifadeyle fısıldadı; "Bırakalım, okusun. Ya sıkılır ya da bir şey anlamaz."
"Ya anlar da imzalamazsa?"
"Azrail'i çağırırız biraz oynar onunla."
"Zalimce değil mi bu?"
"Yeterince adil."
KABUSA DAVETİYE - Şevval ATEŞ

Birkaç metre ilerilerindeki bir başka ağacın dibine oturmuş, topladığım çiçeklerle bir tac yapmaya çalışırken bakışlarım bir anda genç adama yöneldiyse de başımı derhal önüme eğip işimle uğraşır görünürken konuşulanlara kulak kesilmeye devam ettim.

"Tamam, Nuri, sakin ol! Ne dememizi bekliyorsun ki? Öğrenmek istediğin buysa; evet, ben de merak ediyorum şu ulu insan cinsini... Hatta yaşamlarını! Ne yiyip ne içerler, neye benzerler, nasıl giyinir nasıl konuşurlar, nelerden hoşlanırlar!" Söyleyecek daha çok sözü varmış da, geri kalanını söylemekten çekiniyormuş gibi yarıda kesti konuşmasını diğer genç. Bakışlarını "Ya sizler?" dercesine ırmaktan çıkan kızlara çevirdi.

ABAZALIEN - Galip DURSUN

Hasan Budak hiçbir şey olmamış gibi diğer koltuğa oturdu. Silahı elinden bırakmadan dizinin üzerine koydu. Namlu Rıfkı'yı gösteriyordu. Rıfkı derin bir nefes aldı ve sağlam elini kaldırıp ceketinin koluyla burnundan akan sümüğü sildi.

"Anlat Rıfkı!" dedi sakince Hasan Budak. "Her şeyi anlat bana." Gözlerini çıldırmış, vahşi bir hayvan gibi sonuna kadar açıp zavallı adamın ruhundaki son insanlık kırıntılarını da yok etti. "Olup biteni duymak için çıldırıyorum evladım...."

© MMIII - MMV - göLg€ - Kan Güncesi