göLge #8 - KAYBOLUŞ

Gölge 8 – Kayboluş

Öykü yazmak üzerine çıktığımız yolda, Gölge'yle geçen ikinci yılımızı geride bıraktık. Semender'in üzerinde dolaştığı onlarca renk ve kıvrık bedeninin hemen altından başlayan onlarca sözden feyz alarak daha fazla yol yapmaya kararlıyız. Daha dolaşılacak düşler, paylaşılacak hayaller ve anlatılacak bir sürü öykü var.

Küçük adımlar ve alınan hırıltılı nefesler ile birer parça daha ölürken, kaybolup giden yazıların, kurguların, unutulanların ve kendini unutturmak isteyenlerin, en demode ve uyum sağlayamayanlarını konuk ettik bu sayımızda. Kabul biraz gecikti; peki, kabul, çok çok gecikti ama yine de yeni görünümü ve sanrılı kurguları, korku-gerilim öyküleriyle Gölge size güzel bir sayı daha düşündü, üretti, büyüttü ve sundu.

Öyküleri okurken, bizim onları yazarken aldığımız kadar keyif alacağınızdan eminim.

Yakın zamanda, sandığınızdan daha kısa süre sonra tekrar görüşmek üzere.

- Galip Dursun.


 
BOŞLUK // Işın Beril Tetik
Ses çıkarmamaya çalışarak banyo kapısının önünde durdu ve kulağını kapıya dayadı. Hafif bir uğultu ve ıslak bir şeyin yere sürtünmesini andıran ses dışında bir şey duyamadı. Zihninin bir köşesinde erkek arkadaşının öldüğünü biliyordu. Aksi mümkün değildi zaten. Berbat bir iş yapmış ve kendi sonunu hazırlamıştı. Aptaldı... Kendisinin banyoda nasıl sağ kaldığı ise bir muammaydı. Belki de adamlar banyoya bakmayı akıl edememişlerdi. Ama... O dazlak adam? Onu gördüğüne emindi. Rüya mıydı yoksa? Korku ile çarpılmış beyninin bir oyunu mu? Peki ya diğerleri? Onlar neredeydi? İçerde oturmuş ses çıkarmadan onun çıkmasını mı bekliyorlardı? Belki de burada, banyoda kalmalıydı. Ama hayır... kalamazdı, sonsuza kadar bu soğuk yerde kalamazdı.
NANNA - Lunar Çocukları // Işın Beril Tetik

Kömür karası kanatların sesleri gecenin esintisini taşır, çığlık yükselir Doğu’dan, kurt ulur Batı’dan. Ay’ın parlak yüzünü kan bürür. Lunar’ın çocuklarını çağırır onları yaratan!

Kafasını kaldırıp aynadaki aksine baktı ve elini yüzündeki yara izinde dolaştırdı. O zavallı kızdan kalan gölgeleri aradı. Ölmüş olmalıydı. O mezarlıkta acımasızca katledilen kızın ölmüş olması gerekirdi.

"Ama ölmedin... Yaşaman için bir sebep verildi sana: Öfken!" diyen Demeter'in sesi zihninde yankılandı.

"Kuş adam... Onun kim olduğunu biliyor musun?" diye sordu Nanna. Sesi, ipeklerle sarmalanmış çelikten bir kılıç gibiydi.

KIYAMET SEÇİMİ // Ali Kamil YENİAY

"Benden korkmana gerek yok," dedi babacan bir tavırla Lucifer. "Anlatılan tüm o saçma sapan hikayeleri unut."

Serdar'ın gözleri şaşkınlıkla kocaman açılmıştı. Karşısında duran doğaüstü güzellikteki ve ışıltılı yüzün şimdiye kadar filmlerden ve hikayelerden bildiğiyle alakası yoktu. "Bana neler olduğunu anlatabilir misiniz?"

Lucifer gün doğumu gibi berrak bir gülümsemenin ardından "Tabii ki zaten buraya bu amaçla geldim." dedi.

Serdar artık daha rahattı. Alaycı bir biçimde "Ne yani bana yardım mı edeceksin?" dedi ve ekledi "Bense senin insanları kandırıp kötülüğe sürüklediğini sanırdım."

Lucifer bir kahkahanın ardından; "Bu söylediğini benim için yapan insanlar olduğu için uzun zamandır bu işi yapmıyorum." dedi

RUHLAR ŞEHRİ // Koray GÜNYAŞAR
Odanın mutlak sessizliği ağır bir tempodaki alkış sesiyle bozuldu. Yedi yaşlarındaki bir çocuk beni gülümseyen gözlerle tebrik ederken kollarını açarak bana doğru koşuyordu. Bir çocuğun masumiyetini kullanarak beni kandırmaya çalışmaları ne kadar kahpece ise, bu numarayı yiyeceğimi düşünmeleri de o kadar aptalcaydı. Çocuğun göğsüne kurşunları sıkarken tereddüt etmedim. Bir çocuk katili değildim ama aptal da değildim. Çocuğun pantolonunun arkasında çekilmeye hazır bulunan iki bıçak aptal olmadığımın en önemli kanıtıydı. Odanın kapısına zorlukla yürüyerek kolu çevirdim. Yeni girdiğim oda adeta boşluğun ta kendisiydi. Kendimi yıldızların üstünde yürüyormuş gibi hissediyordum. İçinde bulunduğum alışılagelmişin dışındaki ortam yaralarımın inatla başıma kaktığı acıları bile bir süreliğine unutturmuştu. Aksak yürüyüşüm bir anda görülmeyen eller tarafından kesildi ve sertçe aslında görülmeyen bir sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Boşluğun içinden kanımı donduran ses kapana kapılmışlığımın altını çizdi.
CEMŞİD // Şevval ATEŞ
Bedeninin her yerinde dolanan elleri hissetti. Evini işgal eden insanları gördü yeniden ve işgal etmeye hazırlananları da. Aklını kaçırmak üzereydi. Sivilcesini sıkıp girişteki boy aynasını kirleten bir ergeni gördü. Alt kat komşusunun oğluydu bu. Çocuk bu işlemi gerçekleştirdikten sonra çok güzel bir şey yapmış gibi Cemşid’in yüzüne bakıp sırıtmıştı üstelik. Burnunu karıştırıp içinden çıkardığı hazinesini Cemşid’in duvarlarına süren büyükbabasını gördü. İtiraz etmek için ağzını açmaya yeltenmek üzereydi ki salon halısına işeyen çocukları fark edebildi göz ucuyla kapı aralığından. Aklını kaçırmak üzereydi. Bu insanların tümü evine mikrop saçıyorlardı. Onların arasında biraz daha kalırsa ölebilirdi. Üzerinde dolaşan ellerden kurtulmalı ve bir an evvel kaçmalıydı. Faydasız da olsa kurtulmaya çalıştı. Çevresindekileri itip evinden kaçmayı denedi. Bir sessizlik oldu. Herkes aniden olduğu yerde hareketsiz kesilmişti. Ne olduğunu anlamak için çaba sarf etmeksizin kaçmaya yeltendi, kaybedecek zamanı yoktu.
ŞEHRE KÜSEN ÇOCUK // Galip DURSUN

"Orada durmamalısın, unutma tamam mı?" dedi.
"Neden?" diye sordum. O anı ifade edebileceğim herhangi bir kelime yoktu.
"Çünkü orası uçurum," dedi yine aynı bilgiç ifadeyle; "!uçuruma bakmamalısın."
Gırtlağım düğümlenmişti, sesim anlaşılmaz derecede kısık çıktı. "Neden?"
"Çünkü uçuruma öyle dimdik bakarsan o da sana bakar. Sen onu içine çektikçe o da seni içine çeker."
Başımı salladım. Tek kelimesini bile anlamamıştım, ama yine de bu öğüdü tutmak için, içimde inanılmaz bir istek vardı.
"Tamam," dedim, "!orada durmayacağım."
"Anlaştık." dedi ve ortadan kayboldu.

KADALL // Ali Kamil YENİAY

İki elimi kaldırdım ve içleri kadına bakacak şekilde birleştirdim. Derin bir nefes alıp, ritüelin sözcüklerini söylemeye başladım. Aynı anda kadının da sessizce bir büyüye başladığını hissettim. Tahmin ettiğim gibi fiziksel gücümü almak için bir büyüye başlamıştı. Yarış başlamıştı. Büyüsünü önce bitiren bu lanet yerden ayakları üzerinde çıkacaktı. Geç kalan ise ceset torbasıyla!

Çekişmemiz sürdü ama ne filmlerdeki gibi ışık patlamaları vardı ne de karşılıklı bağrışmalar. Sakince büyümüzü yapıyorduk sadece ikimizin arasındaki hava sıcak bir mevsimde asfaltın üzerindeki gibi dalgalanıyordu.

Bir süre sonra ter içinde kalmıştı, yaşlı yüzünün kırışıklıkları arasından süzülen damlaları görebiliyordum. Gözleri kapandı son bir güç dalgasıyla saldıracaktı. Karşılamak için hazırlandım ve büyüme devam ettim. Bir süre sonra ani güç patlamasını üzerimde hissettim. Fakat vücudumdaki tılsımlar beni korudu. Eminim ki çıplak olsaydım vücudum bir neon tabela gibi ışıldardı.
© MMIII - MMV - göLg€ - Kan Güncesi