|
Son sözlerdeki saklı ışıklarda mıdır karanlığın ezgisi? Yoksa seni alıp başka diyarlara götüren düşlerde mi saklıdır kıyametin o güzel sonsuz senfonisi?
Bittiği yerde aniden başlar bazen yalnızlık.. Rengarenk bir hayattan alıp götürür seni. Her ne kadar güzel olsada karanlık bir o kadar tehlikelidir aslında.Her ne kadar beyaz olsa da bir o kadar siyahtır karanlık. Korku verir yalnızlığın suskun berrak perdesinde. Acı verir huzur içinde. Sonsuzluk verir yoksulluk içinde. Bembeyaz düşler verir sana simsiyah hayatında…
Öyle değil mi?
Karanlık asıl aydınlıktır.Saf karanlık gümüştür.Gümüş ise huzur verir.O gümüş elmas kadar değerlidir.
İşte karanlık ise kapkara bir odada aranan elmastır…Yine de her ne kadar acıları dindirse de karanlık asıl korktuğumuz şey olabilir zamanı gelince.
Ve bi parçada geçtiği gibi ‘’ karanlık güzel değil acını hafifletse de…’’
…
Birileri var!
Birileri yaşam savaşı veriyor. Kendi karanlıklarında aydınlık çabaları içerisinde hayaller kuruyorlar..
Düş gerçeğe!
Bir o kadar gerçek.. Bir o kadar gerçekdışı.. Bir o kadar acımasız.. Bir o kadar merhametli.. Bir o kadar sert.. Bir o kadar dalgacı.. Bir o kadar sessiz.. Bir o kadar keskin.. Bir o kadar tehlikeli,.. Bir o kadar derinlerde sevgi dolu ve sonsuz…
Bir o kadar Kendi dünyalarında cenneti yaşıyorlar cehennem kokan pislikler ardında.. Kendi dünyalarında cehennemin o aldatıcı sıcaklığında terliyorlar.. Kendi oluşturdukları soyut düşüncelerle somut kapıların ardından bir yaşam gözetliyorlar..
Dünya’nın irade karşıtı zevkleri umurlarında olmuyor bazen.. Bazense pişmanlık duygusu içerisinde derin bir nefes çektirip geçmişi sorgulatıyor.. Bazense tüm bu pişmanlıkların piştiği aldatıcı dünya’ya ‘’orta parmak’’ kaldırıyorlar…
Onlar kim mi?
Cehennet kargaları !
Cehennem’in temiz kuşları !!
Metal savaşçıları !!!
…
Gözlerden yaş akar bazen. Hani derler ya ‘’boşver be abi’’…
İşte tüm zorlukların getirdiği hüzün ve şansızlığa karşı bu lafı söyleyebilir onlar tüm içtenlikle.Bu dünya’da onların yanında yaslanacak bir omuzun olması bile yetiyor onlara,hatta normal olarak fazla bile geliyor.O an şanslı buluyorlar kendilerini.Kendi ezgilerinde dans ediyorlar.Kendi çıkmaz sokaklarında bilinmez bir nota ardında,can sıkıntısında hayatı sorguluyorlar.Belki de bilinmez bir mısranın,bilinmez bir ücra köşesinde sövüyorlar hayata.
Bilinmezlik içinde bilinirli
Yalnızlar!
Yalnız doğdular!
Doğmadan önce anne karnında karanlık içinde filizlendiler.Ve şu an okuduğun bu yazı kadar temiz ve saftılar.. Kirletilmemişlerdi..
Ta ki kendi kirlerinde boğuşmaya başlayana kadar…
...
Kirli bile olsa temizdiler.Başkalarının kirlerinin kendi kirleriyle karşılaştırılmasını istemeyeck ve kirlerinin başka insanlar tarafından temizlenmesini istemeyecek kadar onurlu ve gururluydular… Onlar hep bu oldular ve onlar bu onurda yaşam savaşı için doğdular…
Onlar !
Onlar kimiydi ?
‘’CEHENNET KARGALARI ‘’
…
Heavy Metal anaydı onlar için.Thrash Metal baba...
Death metal ise ölümcül kız kardeş idi. Black Metal ise tüm bunların ötesinde karanlığın (gerçek)en hiddetli ateşine yakın uçurumda yaşayan acımasız erkek kardeşti.
Ve ana ile baba birbirine ve kendilerinden öteye giden yaramaz çocuklarına asla ihanet etmeyen dürüst savaşçılardı.Onların tanrısıydı..
Oğullarına yaşamın kendilerine verdiği acımasızlık ve iğrençliğe karşı acımasızlık ve nefret,kızlarına ise yaşam ve ölüm arasındaki ince çizginin sıcaklığına karşı yaşarken ölüm duygusu vermiş idi…
Ve onlara hayatta hangi konumda olursa olsun büyük bir dürüstlük ve inançla yaşama güdüsü vermişlerdi ve bu güdü bilgelik edecekti zorlu yollarında kendilerine…
Heavy Metal hastalıklara ilaçtı,suydu..
Thrash Metal hastalık sonrası korunmaydı,güçlenmeydi ve tekrar yaşam savaşına dönmek için sertlik,savaş ve zafer çağrılarıydı onlar için…
Ve çocuklar büyüdü genç delikanlılar oldu.. Anne ve babaları dünyadaki işi bittiği için göğe çekildiler.. Ve onlardan geriye her şeyin asıl anlamının gizli olduğu kutsal kitaplar kaldı.. O kutsal kitaplar oğula ve kıza sonsuz yaşamlarında kılavuzluk edecekti…
Onlar Cennet kargalarıydı… Onlar dünya’ya gelip,uçurumdan düşüp (gerçek)dünyasal ölümü tadıp ondan sonra kanatlarının farkına varıp sonunu bilmediği sonsuzluğa gidecek olan Cennet Kargaları idi…
Onlar için ölüm bir son değildi.Dünya onlardan önce de vardı onlardan sonra da olacaktı.Kızgınlık ateşi,savaş,sevgi,aşk,hüzün,paranoya,depresyon.. Onlardan sonra da olacaktı...
Nesilden nesile akıyor zaman.Büyük bir bilinmezlik içerisinde.Zamanın kutsallığı ve loşluğu o kadar çekici ve bir o kadar şiddetliydi ki , onlar her an bu çekiciliğe kapılıp o loş şiddeti gerçek yaşamlarında tadabilirlerdi…
KIYAMET !
Onlar her zaman olduğu gibi yine kendi sonlarını kendileri yazacaktı.. Çünkü biliniyordu ki onlar anne ve babalarından güçsüz idi.. Onlar sonuçta ‘’insanoğlu’ydu’’ …
Onlar da hasta oluyor,Onlarda diğer insanlar gibi iki elleriyle iş yapıyordu.. Her ne kadar ruhani olarak sonsuz erdeme ve güce sahip olsalar da biliyorlardı ki bu sonsuz gücün arkasında asıl bir güç vardı ve o isterse o elleri kırar ve o bünyeyi çalıştıran beyni infilak ederdi… Ama anne ile baba o kadar şevkatli ve merhametliydi ki… Dünya’daki yaptıkları herşeye rağmen onları yaşadıkları süre boyunca cezalandırmak istemedi… Çocuklarına yaşama şansı vermişlerdi ve onlarda yaşamışlardı. Anne ve babalarının bıraktığı kitap onlara kılavuzluk edecekti yollarında aslında ama onlar bunu tercih etmedi. Onlar kendi kararları ve düşünceleri doğrultusunda yaşamı yönlendirmeye kalkmışlardı. Ve onlar için bu bile bir sınavdı. Onlar o kitaba el sürmeye kalkmayacak kadar saygılı ve gururlu idiler… Kirli ellerini her ne kadar yıkasalarda biliyorlardı ki o ellerle o kitap tutulmaz…
Ve işte!
Kendi elleriyle kendi yaşamlarına yön vermeyi tercih ettiler.. Kendi elleriyle kendi kıyametlerini yazdılar.. Kendi kanlarını içtiler. Kendi gözyaşlarında boğulup yine aynı kendi gözyaşlarında hayat buldular…
Onlar gotik’di,onlar blackçi’ydi,onlar..!
Onlar yalnızdı… Onlar için asıl erdem yalnızlıktı.. Yalnız olanın yanıbaşında bir karşı cins olması gerekti.. Başka bir karga.. Onları onlar gibi anlayabilecek bir varlık. Bir canlı!
Onun adı! Onun adı!
Evet! ‘’SEVGİLİ’’ idi ama biliyorlardı ki bu aynı zamanda bir ihtiyaçtı.Ve ‘’AŞK’’ ise gelmiş geçmiş en büyük ‘’GERÇEK YALAN’’ idi onlar için..
Onlar aynı zamanda iğrençti!
Onların karşı cinse olan düşkünlüğü vardı.Onlar karşı cinsle sevişmeden bir yaşam geçiremezdi.Ama bu onların suçu değildi.. Bu onların anne ve babasının tercihiydi.Çocuklarının ne kadar iradeli olduğunu öğrenmek istiyorlardı. Karşı cinsten mükemmel güzellikte bir vücudu gördüğünde kalp atışının ne kadar hızlandığını,ve ne kadar derin bir nefes çektiklerini merak ediyorlardı belki de.. Herneyse!
Oğlunu ve kızını nasıl dünyaya getirdiyse anne ve baba onlarında genleri vardı bu işte.Onların ne kadar birbirlerine olan düşkünlüğü varsa çocuklarıda onlardan bir şeyler kapmış ve yaşamlarına devam etmişti işte…
…
Black o ellerle karşı cinse nasıl büyük bir egoyla dokunuyorsa,aynı ellerle başka bir karşı cinse büyük bir hassaslıkla ve ihtişamla dokunabilirdi…
Death o ellerle karşı cinsin saçını nasıl okşuyorsa büyük bir incelikle,o ellerle karşı cinsin hassaslığına da dokunabilirdi..
İşte soru işaretleri oluşmaya başladı kafanızda (:
Bu nokta da kesmek güzel olacak çünkü erdemli olan ve zor olan bu olsa gerek..
Kısacası Black ve Death başka türdendi her ne kadar insan olsalarda. Onlar kendi türlerinin tek örneğiydi.Onlar aynı hassaslıkla karşı cinsinin saçına,dudağına,yüzüne dokunabileceği gibi aynı hassaslıkla başka yerlerine de dokunabilirdi.. İşte erdemli olanda bu olsa gerek…
Bu Black ve Death’in senfonisi.. Bu onların sahnesi ve onların kıyametinin öncesi.. Onların güzelliğinin nazı ve cilvesi (: Ve onların kıyameti de ölümlerinin öncesi…
YAŞAM VE ÖLÜM !
Hmm! Açıkçası rahatlıkla zorlanabileceğim bir konu ama şu an ‘Draconian’ dinlerken beynimin ışık hızıyla parmağıma yolladığı sonsuz kuvvet ve kudret karanlık odamın yüzüme bakan aynasıyla dans ediyor olsa gerek (:
Kulaklarıma vokalin senfonik sesi geliyor.. Diğer vokalin ise çığlık vokali geliyor sonradan.. Hayatımıza her ne kadar anlam yükleyerek o çığlığı en derinlerimizde o rahat sesten sonra atsakta bu da insanoğlunun hayat sırrı olsa gerek…
Ölüm her ne kadar o senfonik sesten sonra çığlık olsa da,Kıyamet her ne kadar o çığlık vokalden sonraki korku ve panik olsa da hayatımızda anlamsız yere çığlık atmamak ve anlamsızlığa sürekli anlam kazandırmamak gerek.
Ve işte Oyun bellidir!
‘’ Piyano Sesleri Ardında Karanlığın Senfonisi ! ‘’
Ve işte sahne bellidir!
‘’ Hayat‘’
Ve işte sahne bellidir!
‘’Cehennemin 6.perdesi’’
Ve işte son bellidir!
‘’İnsanlığın aciz senfonik kıyameti’’
O kadar ince çizgi vardır ki bu iki uçurum arasında şu an parçadaki sololar kadar ince ve vokalin gidip gelişi kadar boğuk ve anlaşılmaz…
Kendi kararlarımızla değil olur olmaz şeylere bile anlam yükleyerek,kendi kararlarımızın ötesine giderek bunların yanında bazı şeyleri maşa yerine kullanmaya kalkarak kendi kıyametimize gideriz işte.. Yaşamla ölüm arasındaki ince çizgidir bu. Ne yakarışlar son verir bu çıkmaza ne de nankör dualar… Bir sen kalırsın yine her zaman ki gibi bir de yanı başında yalnızlığına dans eden gölgen realite’de… Geride kulaklarında kalan istenmez çığlık seslerini ve boru çanlarını saymıyorum bile…
Neden kendi sonumuzu hazırlamak yerine ‘HAYAT’ ötesini ‘’Cehennemin 6. Perdesi’’ olarak görüp ‘’Piyano Sesleri Ardında Karanlığın Senfonisi’nde’’ ’YAŞAM’ sürmeyelim ki…
Black ve Death’e bu yaşam şansını annesiyle babası vermişti.Kafasına takılan soru işaretlerini de kendilerine rehberlik edecek olan kılavuz sunulmuştu ama bu iki genç artık bunu saygısızlık ötesi görüp kendi kararlarını kendileri vererek,kendi doğrularıyla ilerlemeyi seçtiler…
Biliyorlardı ki sonuna kadar dürüstlükle bu karanlık ve yalnız yolda ilerlerlerse bir gün ‘’belki bir gün’’ler gerçek olacaktı…
Biliyorlardı ki ölümün onları korkutmadığı bu yolda ona dil çıkarıp uçurumdan geriye dönüp gördüğü bir ağaca bakıp ‘’yaşama merhaba’’ diyebilecek kadar büyük bir yaşama sevincide vardı onlarda…Ve o geriye baktıklarında geçmişlerinden sadece ders alıp,acılarıyla acımasızlaşıp bir yaşam makinesi olma kapasitesi vardı onlarda…
Onlar kim mi ?
Heavy Metal’in ve Thrash Metal’in çocukları…
CEHENNET KARGALARI !
(Başlık her ne kadar iyimser olsada bir o kadar kötümserdir yaşam.. Biz bilgelik altında dürüstlükle inanırsak bazı şeylere oralarda bulabiliriz yaşamın en erdemli senfonisini.Bu yüzden cehennemimizde yaşasak bile o cehennemi cennet yapmak bizim elimizdeyse ve biz kendi dünyamızda yaşıyorsak neden kötü diye tabir edilen ve dışlanan insanlar Cennet Kargaları diyemesin ki.. Yaşam kötüyse biz de kötüyüz,o iyiyse biz de iyi ama unutmayalım ki varlığımızın yegane gayesi kendi manevi hedeflerimizdir.Onlar olmasa ben yaşayarak yazdığım şu yazıyı sitemizde yayınlamazdım mesela.)
|