Bu hafta da yeni bir Haftalık ile karşınızdayız.
20. sayımıza ulaştık, bu sayı için aklımızda daha farklı şeyler vardı ancak “teknik aksaklıklar” diyebileceğimiz nedenlerden dolayı az sayıda yazı ile karşınızda yer almak durumundayız, affınızı rica ediyoruz.
Yazılarımız yine çeşitli alanlarda ancak bu haftaki iki sinema yazısının yıldızı olarak Colin Firth öne çıktı. Sonuçta kendisi bu şekilde öne çıkmayı en çok hak eden oyunculardan biri. Colin Firth’ün başrollerinde yer aldığı The Single Man ve The King’s Speech adlı filmler, bu hafta Haftalık’ta okuyabileceğiniz yazılar arasında yer alıyor. Özellikle The King’s Speech, bu ay sonunda yapılacak olan Oscar töreninde 12 adaylıkla dikkatleri üzerine çekiyor. Bir diğer yazımızda yine iki adet film hakkında bir yazı okuyabilirsiniz, bunlardan biri Case 39, diğeri ise The Devil. Şeytanlı filmler kategorimiz bu hafta bu iki filmi konuk ediyor. Diğer yandan İsveç’in yeşil (bu mevsimde genellikle beyaz) coğrafyasından çıkan pek çok sağlam metal grubundan biri olan Otyg de bu hafta okuyabileceğiniz yazılar arasında.
Dileriz yine yazılarımızdan zevk alır ve iyi bir hafta geçirirsiniz. Haftaya görüşene kadar;
Keyifli Okumalar!








HAFTALIK!
Otyg, İsveç çıkışlı bir grup. İlk demolarını 1995 yılında yayınlayan grup Andreas Hedlund (Vintersorg) tarafından kurulmuş. Daha sonra Mattias Marklund, Cia Hedmark, Daniel Fredriksson ve Fredrik Nilsson katılımıyla son halini almış.
Malum, Oscar ödülleri yaklaşıyor. Genelde film gündemini yakından takip etmeyen birisi olarak, Oscar adayı filmler de vizyona bayağı geç girdiğinden dolayı aday filmleri yakından takip etmem. Ancak bu sene şans eseri önceden izlediğim “Social Network” filminin 8 dalda aday olduğunu duyunca epey şaşırdım.
Gene bu hafta ortası tüm dizilerin son bölümlerini seyredip bitirince bir iki film aranayım dedim ve Case 39 adlı filmi buldum. Renée Zellweger’in başrolde olduğu filmin konusunu okuyunca Amerika’nın sosyal hizmetlerindeki çarpıklığı yansıtan filmlerden biri olduğunu düşünerek seyretmeye başladım. Film ilerledikçe yaşadığım şoku anlatamam.
Atlatıp atlatabileceğimiz sadece bugün aslında. Dün anılarda, yarın ise bir umut. Yaşarken ne kadarının farkına varıyoruz? Genelde bir bulanıklık içinde geçip gidiyor günler. Gündelik rutinler pek renksiz bize göre. Ama arada, bir an denk geliyor ve yaşadığımızı hissediyoruz. Kokular keskinleşiyor, renkler parlaklaşıveriyor… Aşk der bazısı buna.