"
...
Büyük kent korkuları başka, kırsal alan korkuları bambaşkadır; doğa ile, doğanın gücü ile, batıl inançlarla iç içedir ve çarpıcılıklarını da onlardan alır, ola ki inandırıcılıklarını da...
Öykülerin tümü, özgünlüklerinden bir şey kaybetmeksizin, anlattıkları ortamların –köyler, ormanlar, tepeler, mağaralar- özelliklerini koruyarak, dayandıkları malzemelerin –batıl inançlar, hayaletler, büyüler, büyücüler- yerinde kullanılışı ile gerçekten kimi Anadolu korkularını, okurları etkileyecek –ve düşündürecek- şekilde canlandırıyorlar. Kaldı ki ücra köylerin, kuytu ormanların, bir görünen bir kaybolan mağaraların ve nerelere kadar uzandığı bilinmeyen kuyuların gizleri ve dağıttığı, dağıtabildikleri heyecanlar, korkular ve kabuslar bunlarla bitmiyor, ola ki başlıyor..."











durumumuz için de geçerlidir. Dört filmi, altı kitabı kenarda duran, tüketim nesneliğinden sıyrılıp çılgınlık haline gelen Harry Potter'ın yayımlanmasından yaklaşık yedi yıl önce(ki bu aynı zamanda Rowling'in belirttiği kadarıyla Potter fikrinin aklına mucizevî bir biçimde yerleştiği senedir) 1990'da Vertigo, Gaiman imzalı dört sayılık bir sınırlı seri (limited serie) yayınlar. 1995 yılında bunu yetmiş beş sayı sürecek The Books of Magic, ardından beş aylık "mini seri" Name of Magic, hemen arkasından başlayan yirmi beş bölümlük Hunter: The Age of Magic ve en son olarak da bir paralel evren hikâyesi olan on beş sayılık The Books of Magick: Life During Wartime izler.
terketti: Bu tarihten itibaren, "bir edebi eser yaratma" sürecinden çok, sanayileşen ve yaratılan diyarların konseptlerini tamamlama endişesi güden bir dal haline geldi. Herhangi bir kitapçıya girip de fantastik kurgu raflarına göz attığınız zaman, bunu çok net bir şekilde görebilirsiniz. Herhangi bir diyarda geçip de edebi anlamını muhafaza eden kitaplar yok değil elbette. Fakat “generic” ismiyle anılan ve yaratıcısının dünyasında geçen kitapları tercih etmeme sebep olan bir sanayileşme sürecidir yaşadığımız.
tanımlaması yaptığım kahramanın kim olduğunu merak etmemiş olmanız imkansızdır. Tuhaf tanımının gerçekten tam olarak üzerine oturduğunu düşündüğüm kahramanımız, Hellboy.