“Pek ünlü ayyaşlar ve siz, pek değerli frengililer, -çünkü başkalarına değil sizlere adanmıştır yazılarım-…*
François Rabelais’in pek ünlü eseri “Gargantua”, ortaçağ ve rönesans arasındaki köprünün en temel taşlarından birini oluşturur. Dönemin dinamiklerini ve bu dinamikler içerisinde çarpıtılmış olanları (tabi ki en ön sırada din ve din adamları, ardından yine bu kesimin kontrolündeki Sorbonne Üniversitesi) acımazsızca fakat gülünç bir dille kaleme almıştır.
Elbette ki kitabı yasaklanmıştır, ancak güçlü bağlantıları sayesinde kitaplarındaki yasakları kaldırtmayı becermiştir. Hümanizmin temellerini atan kişilerden sayabileceğimiz Rabelais, önsözde kullandığı “Gülmektir çünkü insanı insan eden” cümlesiyle, ortaçağın insan üzerindeki karanlık bakışını kırmaya başlayan kişi sayılabilir.
Gargantua ve Rabelais’in hayatları paralellik taşır. İkisi de aynı yerde doğmuşlar, neredeyse benzer çarklardan geçmişlerdir. Zaten kitabın temelini oluşturan savaş, Rabelais’in babası ile yakın bir arkadaşı arasında geçen ve mahkemeye kadar giden bir olayın yansımasıdır.
Gargantua kimdir? Gargantua, soyu İngiltere Kralı Arthur’un savaşları sırasında Merlin’in yarattığı devler soyundan gelen bir devdir. Türkçe’ye çevrilmemiş olan ilk kitap Pantagruel’de (Gargantua’nın oğlu) bu soy ağacı ayrıntılarıyla verilmiştir. Pantagruel gibi babası Gargantua da içkici, hatta ayyaştır. Kitap içerisindeki bütün nitelemeler de cüsseleri gibi kocamandır. Her sıfat, her tasvir abartılıdır, devasadır. Bu sıfatların içine gizlenmiş yan anlamlar karanlığa atılmış alev okları gibidir. Bunun yanında içerisindeki orijinal Gustave Dore gravürleri de ayrı bir keyif katmakta kitaba.

Gargantua, Fransa’nın Touranie-Loire bölgesinde doğar. Babası Grandgousier o dolayların zengin kralıdır. Oğlu büyüyünce öncelikle bir din adamını eğitmen olarak verir başına. Fakat zaman geçtikçe Gargantua’nın ne fena bir hale geldiği görülür, bunun üzerine keşiş kovulur ve daha aydın bir kişi Gargantua’nın eğitimiyle ilgilenmeye başlar. Daha sonra eğitim için Paris’e giderler. Gargantua git gide her konuda bilgili, efendi bir adam (ya da dev) haline gelir.
Diğer yanda, gerçek hayattakinin parodileştirilmiş benzer ve saçma bir olayı için Grandgousier ve komşusu Pichocrole arasında bir savaş başlar. Gargantua Paris’ten geri çağırılır. Barış yanlısı olan Grandgousier ve Gargantua savaşı durdurmak için ellerinden gelenleri yapsalar da, savaş devam eder. Ve kitabın en parlak kahramanlarından rahip Jean bu savaşta ortaya çıkar.
Kitap simgeler ve sembollerle dolu olduğu için, sağlam bir limana sığınmadan böyle bir kitaba dalmak pek hayır işi olmazdı. O yüzden çevirmenlerin Sabahattin Eyuboğlu, Azra Erhat ve Vedat Günyol olduğunu görünce rahatlayanlardan olabilirsiniz. Azra Erhat’ın her zamanki süper önsözlerinden biriyle başlayan kitap, (her daim onun önsözlerinin kitap bittikten sonra okuması taraftarıyımdır) Sabahattin Eyuboğlu’nun da ölmeden önce çevirdiği son kitap olmak gibi üzücü bir özelliğe sahip. 223. sayfada “Sabahattin Eyuboğlu ile çevirdiğimiz metin burada bitiyor.” diye bir dipnot görüp üzülebilirsiniz.
Sonuç olarak, benden tam not alan, okuması rahat, dünya edebiyatında en üst sıralarda yeri olan bu güzel eseri bir an önce okumanızı tavsiye ederim. Sanırım sadece İş Bankası Yayınları Hasan Ali Yücel Kitaplığı Serisi’nde bulunuyor. Keyifli okumalar.
güle güle okuyun ötesini bedeninize sağlık,
böbreklerinize rahatlık getirerek.
Ama bana bakın, eşek suratlılar, canı çıkasıcalar,
sakın o zamanbana kadeh kaldırmayı unutmayın ki,
ben de size kadırayım kadehlerimi.”*
*Yazarın Önsözü













