profesyonelce icra ettiğini bir yana koydum tabii bu yorumu yaparken. Zira bu iddiam, tartışmaya bile açılamayacak bir mevzuudur – en azından benim için.Önceki yıllara nazaran, şu anda daha fazla insan tarafından ismi zikredilen ve dinlenilen DCD, Lisa Gerard ve Brendan Perry’nin ortak projesidir. Zaman zaman, Peter Ulrich ve Ronan O'snodaigh isimleri de grubun resmi üyeleriymiş gibi lanse edilse de, bu durum en ufak bir doğruluk payı taşımıyor. Kendileri yalnızca, DCD’in turnelerinde yardımcı müzisyenlerdir ve her ikisinin de kendilerine ait projeleri vardır.
The Serpent’s Egg, 1984’ten 1988’e kadar üç albüme imza atmış olan DCD’in dördüncü albümü. 1988 çıkışlı albüm, isminden dolayı Ingmar Bergman’ın Serpent’s Egg filmiyle karıştırılabilir. Fakat kendisiyle uzaktan yakından ilişkisi olmadığını belirteyim. Albümün açılış parçası olan The Host Of The Seraphim, sadece Baraka filminin soundtrack’inde yer aldı. Ki bu, filmin tüm soundtrack’inin Lisa Gerard imzası taşımasından dolayı, şaşılacak bir durum değil.
Albüm, yukarıda ismi geçen şarkıyla açılıyor. Lisa Gerard’ın vokal performansının
en üst seviyede olduğunu düşündüğüm şarkı, her mekanda ve her zamanda insanı başka boyuta geçmeye zorlayacak güce sahip. Bir ses, özel bir kadının sesi, ancak böyle etkileyici bir büyüyü gerçek kılabilir zira. Çağların tüm acısını içinde biriktirmişçesine acılı, buna karşın tuhaf bir umudun tüyleri diken diken etmesine yarayacak kadar şizofren… Ardından Lisa Gerard’ın, ritüeline devam ettiği Orbis De Igris geliyor ve Severance’a; Perry’nin dokunaklı vokaline doğru yol alıyorsunuz. The Writing On My Father’s Hand, In The Kingdom Of The Blind The One-eyed Are Kings, Chant Of The Paladin, Song Of Sophia, Echolalia, Mother Tongue ve Ullyses ise albümde yer alan diğer şarkılar.Albüm, kendi içerisinde öyle büyük bir bütünlük taşıyor ki, hiçbir ayrım yapamayacağım, hiçbirini favori olarak gösteremeyeceğim. Bahsettiğim gibi, tüm albüm kendi içinde bir büyü barındırıyor ve albümü parçalara bölmek, büyü için gereken konsantrasyonu dağıtmak gibi bir şey olur.
Genel olarak baktığımızda TSE, durağan bir albüm. Klavye tuşlarının, naif zil vuruşlarının ve güçlü drum’ların sesleri genel sound’u oluşturuyor. Gerard ve Perry ikilisinin dönüşümlü olarak paylaştıkları vokaller, şarkıların duranlığına ve
aynı zamanda ritmik gücüne inanılmaz uyumlu. Kendinizi içsel olarak yorgun hissettiğiniz zamanlarda, tüm benliğinizi dinlendirebilen bir albüm… Fakat, duygusal karmaşalar içindeyseniz, albümün bu durumunuzu besleyeceğini söyleyebilirim: Gizemli bir sakinliğin ardına gizlenmiş ve ateşinizi körüklemeye hazır melodilerden ibaret oluverir tüm albüm…Bahsedilmesi gereken veya atlanan bir yer kalmadı sanırım. Gerisi kişisel izdüşümlerden ibaret olur. Bu nedenle, “tavsiye edilir” notu düşerek kesiyorum bu yazıyı. Bir başka yazıda, Lisa Gerard’ın solo çalışmalarına yer verelim; sinema ve müzik adına onca emek vermiş bu dehayı çok fazla es geçmemiş oluruz böylece KG olarak.
“With one wish we wake the will
within wisdom.
With one will we wish the wisdom
within waking.
Woken, wishing, willing.”
| < Önceki | Sonraki > |
|---|










