Nietzsche’nin en bilinen aforizmalarından birini kendine sınır olarak almış, pür
aksiyon ve toplumsal sorgulama filmi olarak anabiliriz T.B.S.’i. Zira, Troy Duffy’nin biçem olarak aksiyon ve alternatif kurguyu seçtiği filmi, sonuna kadar sofistikedir. İyilik ya da kötülüğün göreceli olduğuna inanırım. Fakat bazı iyiler ve kötüler vardır ki bunlar suyun ne tarafında durup baktığınızın önemsiz olduğu bir gerçekliğe sahiptirler.
Çünkü bu kastları oluşturan, insan ya da düşünce temellerinden doğan olaylar, insan topluluğunun çağlar boyunca ürettiği (yaptırıma sahip ya da değil) kuralların üzerinde bir kanuna ters düşmektedir ya da uygun olmaktadırlar.
Onlar insan yaşamına ve insan varlığıyla ilgilidirler.
Başkalarının hakkını gasp etmek, çalmak, öldürmek...
En temel ve bilinen, adi suç kapsamına girecek suçlar; ve onların karşısındaki insanlar, düşünceler. Aslına bakarsanız, topluluğun karşısında olduğu ve cezalandırmaktan çekinmediği her olayın başında ya da sonunda bu üç temel hadise meydana gelir. İşin kötü tarafı, insanlığın (rivayet edilen) tarihiyle yaşıt bu üç hadise herkesin başına gelebilir.
Özünde salt olarak suç ya da alışkanlık aramak da doğru değildir. İnsan denen yaratığın ruhundan bir parça her daim bu Kötü-Kutsal-Teslisini besleyecek şekilde var olmuştur.Hayali olduğuna tamamen inandığım konseptten örneklendirelim:
O ya da bu şekilde, Kabil kardeşi Habil’in kendi hakkını, kendinden üstün bir yanı ile (Tanrının Habil’in hediyesini beğenmesi üzerine üzerine saçtığı koruma ile) güç kullanarak gasp ettiğine inanmıştır.
O ya da bu şekilde, Kabil kardeşi Habil’in kendi hakkını çaldığına inanmıştır.
O ya da bu şekilde, Kabil kardeşi Habil’i öldürmüştür.
Olabildiğine basit ve bir o kadar da olasıdır bu kurgu. Üzerinden binlerce yıl geçse ve kaygılar, çıkarlar, nesneler değişse bile bu akış her daim karşımıza çıkmaktadır.
Çünkü çağlar, nesneler, kaygılar ve değerler değişebilir. Ancak hisler ve duygular asla ve asla değişmez.
Peki, sonra?
Sonrasında Ceza gelir.
Çok kesin ve net bir şekilde söyleyebilirim ki, ilk icat edilen aksiyon Suç ise ikincisi de Cezadır. İnsanoğlunun en büyük icadıdır ayrıca. Ve medeniyetini koruyan yegane unsurdur.
Yaşanan kötü olayların sonucunda Ceza nihai bir uygulama olarak ortaya çıkar.
Adalet birçok kez konuşsa bile insanlar sadece Ceza gördüklerinde mutlu olurlar.
Yaşadığımız çağın, medeniyetin karmaşıklığı Ceza’yı parçalara ayırıp dağıttığı için pek de mutlu değiller şu anda da. İnsanlardan bahsediyorum; onlar gerçekten de et ve kan görmek istiyorlar, yalın ve adi bir suça karşılık. Görmek istedikleri kısas, dolaylı yoldan yaptırımlar ilgilerini çekmiyor, hiçbir şekilde.
The Boondock Saints, The Taxi Driver ve oradaki Travis Pinckle, The Punisher, ucuz ve çok tutan aksiyon filmleri – kahramanları... hepsi bunu işaret ediyor bize.
THE BOONDOCK SAINTS
Öncelikle belirteyim. The Boondock Saints, insanı büyüleyen, zekice hazırlanmış ve mizah duygusuna sahip, ilk kareden itibaren soluk soluğa izleyeceğiniz müthiş bir filmdir. Çoğu insan için hayatının filmidir. Özellikle Willem Dafoe ve McManus kardeşleri oynayan Norman Reedus, Sean Patrick Flanery harika bir oyunculuk sergiliyorlar.
Henüz izlemediyseniz, çok şey kaçırdığınıza emin olabilirsiniz.
Boston, Saint Patrick günü, Irlanda mahallesindeyiz. Kendi halinde yaşayıp giden McManus kardeşler adi bir bar kavgasında, arkadaşlarıyla birlikte Rus Mafyasının
üç fedasini fena hırpalarlar. Tabii ki burada olayları başlatanların Ruslar olduğunu söylemeye gerek bile yok. Kardeşler, ertesi gün başağrısından muzdarip bir şekilde uyandıklarında ise kötü bir süpriz onları beklemektedir. Ruslar vücutlarının değişik yerlerinde bandajlarla geri gelmişlerdir. Murphy kafasına silah dayanarak evden çıkarılır ve Connor da klozete zincirlenir. Ölümcül bir güç kullanılarak hayatlarına müdahale edilen McManus’lar kendilerini yitirir ve zekice kurgulanmış sahneler birbiri ardına görüntüye girmeye başlar. Connor yerinden söktüğü klozetle binanın çatısına çıkıp, aşağıda kardeşini öldürmeye hazırlanan Rus fedainin üzerine atlar. Ortalık bir anda karışır.
Organize Suçlar’dan Özel Ajan Paul Smecker suç mahalline geldiğinde esas karakterlerden biri olduğunu ispat edecek hız ve zeka ile olayı aydınlatır. Herkes ikizleri aramaktadır.
Rus mafyasının zorba fedailerini temizleyen İkizler gazeteler tarafından Aziz ilan edilirler. Olayın nefsi müdafa olduğuna kanaat getiren Adalet McManus’ları serbest bırakmaya karar verir ve ikizler olaydan tek bir suçlamaya bile maruz kalmadan sıyrılırlar.
Ancak bir şeyler değişmiştir.
Tanrının kendilerini kötülere karşı savaşmak için seçtiği Aziz’ler olarak atadığını fark ederler.
Filmin koptuğu yer tam olarak burası işte.
Bir yanda iyice yayılmış ve toplumu baskılamış ağır bir suç organizasyonu, diğer yanda kendilerini bunla savaşmak için seçilmiş addeden McManuslar. Bolca mermi, planlı infazlar ve şu meşhur İntikamcı yemini:
Her Zaman Senin İzindeyiz-
Senin İçin tanrım Senin İçin-
Güçlülerin sözleri düşecek- Azizler varoldukça kötüler yokolacak-
Nehirleri sana doğru akıtacağız-
ve ruhlarımızı sonsuzluğa kavuşturacağız...
IN NOMINE PATRIS, ET FILII, ET SPIRITUS SANCTI.
Kötülere pek merhamet etmeden ortadan kaldıran McManusların macerası boyunca şu çıkarımlar çok net olarak veriliyor:
Soru: Kötülük ile baş etmenin yolu, kötülüğün kurallarını kullanarak mücadele etmek midir?
Cevap: Evet.
İnsanlar bunu görmek istiyor. Çünkü, sokaklarda insan hayatına kast edilirken
Tutuksuz yargılama, Kefalet ile serbest bırakılma görmek onları bezdirmiş. Ülkemizde benzer şeyleri yaşadığımız bu günlerde yukarıdaki çıkarım esas olmamalı bizim için.
Son sözüm, Nietzsche’ninkini tekrarlamak olacak:
"Canavarlarlarla savaşanlar sonunda bir canavar olmamaya dikkat etmelidirler."
| < Önceki | Sonraki > |
|---|










