Nereden kaynaklandığı belirlenemeyen bir ilhamdır (UFI: unidentified flying inspiration) işin özü. O sır dolu yazar kişisi, hezeyanlar içinde hayatın ona sunduklarının tadını çıkartamadan evinde, odasında, perdesinin arasından sızan ışığın içeri girmesine izin vermeyen loşluğunda kağıt, kalem, daktilo veyahut klavyesinin başında, gelecek o müthiş vahiyi bekler. Ardından geldiğindeyse... içinden geldiği için yazar.Başkaları gibi normal bir iş yapamadığı için yazar. Hepinize, herkese çok çok kızdığı için yazar. Bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuna gittiği için yazar. Ancak onu değiştirerek gerçekliğe katlanabildiği için yazar. Bir alışkanlık,
bir tutku olduğu için yazar. Unutulmaktan korktuğu için yazar. Yalnız kalmak için yazar. Bir kere başladığı o sayfayı bitireyim diye yazar. Herkes ondan bunu bekliyor diye yazar. Bir türlü mutlu olamadığı için yazar. Mutlu olmak için yazar... Hmm! Bu kısacık metnin romantik hülyalarına kendini kaptırmayanlar, bunun aslında varolan pek çok meslek için geçerli olduğunu da farkedeceklerdir. Yani işin özünde, çaktırmadan sunulmaya çalışılan boyutta bir sır yoktur.
Peki Poe’nun “Philosophy of Composition”da anlattığı kadar matematiksel midir yazmak? Eh! Gizemli olduğundan çok daha matematiksel olduğu kesin. Ama bu okulda öğretilen matematik değildir ve yazı sadece denklemlerden de oluşamaz. O zaman yeterince okumuş her matematikçinin çok iyi yazar olması mantıklı olurdu ki... o kadar da basit değil. Bence öğrenilenden çok hissedilen bir matematik bilgisi yatıyor işin ardında. Fizik önemli bir yer tutuyor çünkü denge
vazgeçilmez bir unsur yazıda. Örnekler çoğaltılabilir ama anlaşılması gereken şu ki müspet bilimlerin yazı üzerindeki etkisi sır ve gizemden çok daha fazladır. İşin özündeyse bilgi yatmaktadır. Okumak. Kelimelerele olan ahbaplığın ilerletilmesi önemli bir koşuldur. Ama gözlem de eşit düzeyde önemlidir, okumak ile birleştiğindeyse kendini ifade edebilme gücünün artması anlamına gelir ki bunun yazmak yolunda ileri doğru atılmış bir adım olacağı su götürmez bir gerçektir. Tüm bunları bir yana bırakırsak yazabilmek için inatla, sebatla işin başına oturup yazmak yeterlidir. Bu iyi bir yazar olmayı garantilemez, ama olaya geniş bir perspektiften bakarsak hiçbir şey iyi bir yazar olmayı garantilemez. Yazarsan en azından bir şansın olur.Kesilen tüm bu ahkâmın ardından basit bir varsayımımı paylaşmak isterim.
Yazının en önemli özelliği inandırıcılığı olmalıdır. Eğer okuyucuyu yazdığın şeye ikna edebilirsen onu kavramışsın demektir. İnandığı sürece okumaya devam edecektir. Tabii yazım kurallarına uyumun yüksekliği oranında ilgi de kaybolmaz. Çünkü insanlar okuduklarını anlamak ister; bunun en kolay yolu da bildiğin kurallar dahilinde okumaktır. Okuyucuyu elde tutmanın en basit yolu da ona onun anlayacağı kurallar dahilinde hitap etmektir. Yoksa kuralları yıkacağım derken oluşturduğun güzel bir yapıyı okunamaz kılıp yıkma riskine sürükleyebilirsin. Kısaca okunabilir(yazım kuralları itibariyle) ve inandırıcı ise her yazının okunma şansı vardır. E, bundan fazlasına kimin ihtiyacı var ki?Vazgeçme yeter!
| < Önceki | Sonraki > |
|---|










